Haçlılar, seferlerinden dönüşlerinde Avrupa'ya parfümü de getirdiler. Parfüm, yerlere ve gül demetlerine serpiliyordu. Çoğu kez, yan bir iş olarak da olsa, parfümcülük mesleği Fransa'da daha 12. yüzyılda vardı. Bilinen ilk parfümcülük mesleği ruhsatları, o tarihlerden kalmadır. Bugünkü anlamıyla parfümler, yani alkolle elde edilen parfümler, Avrupa'da ancak 14. yüzyılda ortaya çıktılar. 1200 yılı dolaylarında Fransız çerçiler, ağırlıklı olarak koku kesecikleriyle ve doldurulmuş, kokulu süs kuşlarıyla dolaşıyorlardı.
Alkolün çözücü özelliği yaygın bir bilgi haline gelince, bu özellik lavanta ve biberiye suyu yapımında denendi. İyi Philipp namlı hükümdar, sarayının avlusunda, bu yeni ve lüks ürünün anısına, "gül suyu işeyen erkek çocuk" anıtını diktirmişti.
14. yüzyılda, kokulu yağların ve alkolün bir karışımı olan ilk modern parfüm "Eau d'Hongrie" yani "Macaristan Suyu" üretildi. Blog'taki ilk yazıda anlatılan, 72 yaşındaki Elisabeth von Ungam'ın efsanesi, o döneme ilişkindir.
25 Eylül 2014 Perşembe
18 Eylül 2014 Perşembe
Parfüm ve Tarih
Antik Çağın Koku Dünyası - II -
Yunanlılar;
Yunanlılar kokuları, içki mahmurluğuna karşı etkili bir çare olarak görüyorlardı. Böylelikle büyük ölçeklerde şarap içmenin, kötü sonuçları önleyebileceğini düşünüyorlardı. Xenefon'un anlattığına göre, zengin şölenlerde davetlilerin üzerinde, parfüm sürülmüş güvercinler uçuşurmuş.
Romalılar;
Toplumda yüksek yerlerde bulunan Romalılar, çok kibirli kimselermiş. Sueton'un bildirdiğine göre, Roma İmparatoru Otho, parfüm sanatının öyle koyu bir izleyicisiymiş ki, sefere çıktığında bile yanında, tenini güzelleştirmek için eksiksiz bir esans ve kozmetik cephaneliği götürürmüş. Neron'un, karısı Poppea'nın cenaze töreninde, Arabistan'ın 10 yılda üretebildiğinden daha çok tütsü yaktırmış olması, parfüm dünyasının en çarpıcı söylemleri arasında yer almaktadır.
Araplar;
"Parfümcülük" sanatının asıl büyük devrimcileri Araplardı. Çünkü sonunda günümüzün modern parfümcülük sanatına götüren belirleyici adımı onlar attılar. Arabistan'dan "Kokular Ülkesi" diye söz edilmesi, Kutsal Arabistan'ın kokularının övülmesi eski çağın en yaygın efsanesiydi. Eski adıyla "Felix Arabia", bugünkü "Yemen", tütsü üretimi bakımından Antik Çağ'ın en zangin bölgelerinden biriydi. Bu gelenek, o zamanlardan başlayarak büyük halifelikler dönemine dek geldi. M.S. 1000 yılı dolaylarında Araplar, baharat ve kokulu madde ticaretinde adeta tekel durumundaydılar.
Alkolün çözücü gücü, daha önce Mısırlılar ve Bizanslılar tarafından kısmen biliniyor olmuşsa da, modern anlamdaki ilk parfümü, 10. yüzyılda yaşamış olan ve o zamanki Arap dünyasının en büyük kişilerinden biri olan tıp doktoru, İbn-i Sina üretti. Kokulu yağı çiçeklerden damıtarak "Gül Suyu"nu elde eden ilk kişi "İbn-i Sina"ydı.
Yakılan ağaç dallarından ve ezilmiş bitkilerin yağlarından alkollü çözeltilere ve böylelikle sıvı parfüme giden yol, yavaş yavaş açılıyordu.
NOT: Romalılar çoğu kez eski Yunan kültürlerini taklit ederlermiş. Bunlardan biri de, güzel kokulu merhemleri sadece saçlarına değil, ayak tabanlarına da sürerlermiş. Üstelik gövdenin her bir bölümü için ayrı bir koku hazırlarlarmış. Antifanes'in betimlemesine göre;
Ayaklar ve bacaklar, "Koyu Mısır Merhemleri"ne daldırılıyor,
Çene ve göğüse, "Ağdalı Palmiye Yağı",
Kollara, "Nane kokan bir esans",
Kaşlara ve saçlara, "Mercanköşk Esansı",
Dizlere ve enseye, "Ezilmiş Kekik" sürülüyormuş.
Ayaklar ve bacaklar, "Koyu Mısır Merhemleri"ne daldırılıyor,
Çene ve göğüse, "Ağdalı Palmiye Yağı",
Kollara, "Nane kokan bir esans",
Kaşlara ve saçlara, "Mercanköşk Esansı",
Dizlere ve enseye, "Ezilmiş Kekik" sürülüyormuş.
Tanrıım! Romalılar tam bir kaçıkmış.. Acaba biraz derin bir şekilde kökenime inersek Roma'dan kalma birşeyler bulur muyum? Sanırım bende de bir Roma kanı var...
Etiketler:
antik çağ,
arabistan,
bizans,
çiçek,
esans,
gül,
gül suyu,
ibni sina,
koku,
mercanköşk,
otho,
Parfüm,
roma,
roma imparatoru,
romalılar,
tütsü,
xenefon,
yunanistan,
yunanlılar
16 Eylül 2014 Salı
Parfüm ve Tarih
Antik Çağın Koku Dünyası - I -
Tarihin başlangıcında parfüm kadınların değil, erkeklerin ilgi alanına giriyordu. Parfüm, Tanrılara adak olarak sunuluyordu. Eski Mısır'da parfüm, sunaklarda, kuğu ya da yuvarlak hap biçimine sokulmuş baharatlar ve aromalar halinde, Güneş Tanrıçası "Ra" ya sunuluyordu.
Parfüm, bulgulanışını bir rastlantıya borçluydu; Atalarımızdan birisi, ağaçları yakarken bir gün bu ağaçların hoş bir koku yaydığını ayrımsamış olmalı. Bu yüzden "Parfüm" sözcüğünün etimolojik kökenini latince "Per Fumum" yani "buharla" değimi oluşturur. Bu sözcük ancak 18. yüzyıldan sonra, "güzel koku" anlamında kullanılmaya başlanmıştır.
Eski çağların insanları, mistik düşüncelerle yüklüydüler; tapınılarına, gökyüzüne "mavi çelenklerin üzerinden süzülür gibi", daha çabuk ulaşan kokular eşlik ediyordu.
Ayrıca, parfüm tanrıçaların kokusuydu. Antik çağ yazınında Afrodit'e gül kokulu kremlerin göksel, güzel kokusu eşlik eder.
Mısır'da "Osiris Biçimi" diye de anılan, birinci sınıf (ölümden sonra) merhemlenmenin parasını ödeyebilenler, toplumun zirvesindekilerdi. Parfümün bol bol kullanılmasıyla gerçekleştirilen bu ritüel, korkunç ve tüyler ürperticiydi. Bu işlemlerde, cansız gövde önce içeriden kokulu maddelerle doldurulurdu. Sonra beyin, burun deliklerinden dışarı çekilir ve kafa tası droglarla doldurulurdu. Sonra, ölünün gövdesi, keskin bir taşla yan tarafından yarılır, iç organlar dışarı alınır ve boşluk, mürver ve başka kokulu maddelerle doldurulurdu. Gövde dikilir ve 70 gün boyunca natron içinde bekletilirdi, sonra kauçuk sürülmüş keten sargılarla sarılır ve sonunda, insan gövdesi biçimindeki bir tabuta konulurdu. Toplumun en yüksek kesimlerindeki kişilerin iç organları, kokulu maddelerle doldurulmuş sandıklar içinde gömülürdü.
2. Sınıf merhemleme ritüelinde, cesede son olarak "sedir yağı" şırıngalanırdı.Parfüm, cenaze töreninin öyle önemli bir unsuruydu ki, yoksulların cenazelerinde, gerçek maddelerin yokluğunu duyumsatmamak için, tabutların üzerine parfüm şişeleri resmedilirdi...
To be continued...
Tarihin başlangıcında parfüm kadınların değil, erkeklerin ilgi alanına giriyordu. Parfüm, Tanrılara adak olarak sunuluyordu. Eski Mısır'da parfüm, sunaklarda, kuğu ya da yuvarlak hap biçimine sokulmuş baharatlar ve aromalar halinde, Güneş Tanrıçası "Ra" ya sunuluyordu.
Parfüm, bulgulanışını bir rastlantıya borçluydu; Atalarımızdan birisi, ağaçları yakarken bir gün bu ağaçların hoş bir koku yaydığını ayrımsamış olmalı. Bu yüzden "Parfüm" sözcüğünün etimolojik kökenini latince "Per Fumum" yani "buharla" değimi oluşturur. Bu sözcük ancak 18. yüzyıldan sonra, "güzel koku" anlamında kullanılmaya başlanmıştır.
Eski çağların insanları, mistik düşüncelerle yüklüydüler; tapınılarına, gökyüzüne "mavi çelenklerin üzerinden süzülür gibi", daha çabuk ulaşan kokular eşlik ediyordu.
Ayrıca, parfüm tanrıçaların kokusuydu. Antik çağ yazınında Afrodit'e gül kokulu kremlerin göksel, güzel kokusu eşlik eder.
Mısır'da "Osiris Biçimi" diye de anılan, birinci sınıf (ölümden sonra) merhemlenmenin parasını ödeyebilenler, toplumun zirvesindekilerdi. Parfümün bol bol kullanılmasıyla gerçekleştirilen bu ritüel, korkunç ve tüyler ürperticiydi. Bu işlemlerde, cansız gövde önce içeriden kokulu maddelerle doldurulurdu. Sonra beyin, burun deliklerinden dışarı çekilir ve kafa tası droglarla doldurulurdu. Sonra, ölünün gövdesi, keskin bir taşla yan tarafından yarılır, iç organlar dışarı alınır ve boşluk, mürver ve başka kokulu maddelerle doldurulurdu. Gövde dikilir ve 70 gün boyunca natron içinde bekletilirdi, sonra kauçuk sürülmüş keten sargılarla sarılır ve sonunda, insan gövdesi biçimindeki bir tabuta konulurdu. Toplumun en yüksek kesimlerindeki kişilerin iç organları, kokulu maddelerle doldurulmuş sandıklar içinde gömülürdü.
2. Sınıf merhemleme ritüelinde, cesede son olarak "sedir yağı" şırıngalanırdı.Parfüm, cenaze töreninin öyle önemli bir unsuruydu ki, yoksulların cenazelerinde, gerçek maddelerin yokluğunu duyumsatmamak için, tabutların üzerine parfüm şişeleri resmedilirdi...
To be continued...
15 Eylül 2014 Pazartesi
Koklamak Nasıl Gerçekleşiyor?
"Bilmiyorum farkında mısınız, ama koklama duyunuzla oldukça içli dışlı yaşıyorsunuz. Tüm duyular içinde, ciddi insanlarla bir arada yaşayan bir kişinin sahip olması gereken duyu, koklama duyusudur."
- Coco Chanel -
İnsanın kötü bir burnu vardır. Oysa, çoban köpeğinin burnunda, insanınkinden 22 kat daha çok koklama hücresi vardır ve insanı mikrosmat sınıfında bırakır. İnsanın, kötü bir burnu vardır.
Hayvanlar, kendi türleri arasındaki anlaşmayı sağlamak için koku izleri, kimyasal işaretler bırakırlar. Böğrünü insanın bacağına sürten bir kedi, bu insanı kendi koku salgılarıyla işaretler; balarısı, besin kaynaklarını işaretler; karıncalar arkalarında koku yolları bırakırlar; kokarcalar, tahtakuruları ve hamamböcekleri, korkutma amacıyla koku salgılarlar ve doğal koku genellikle cinsel çekim maddesi işlevi görür. Yermantarı bulmak için toprağı eşeleyen domuz bunu başka bir amaçla değil, cinsel eş bulma umuduyla yapar. Yermantarları afrodizyaktırlar. Çünkü, tıpkı insanların koltuk altı terleri gibi, cinsellik hormonu androstenol içerirler.
Koku, bir mesajdır. Koklama duyusu bize, tehtidlerle çevrili olduğumuzu öğretir. Ne de olsa tehlikeyi görmeden önce kokusunu alırız.
Burun deliğinin üst tarafında yer alan, sadece 5 cm² kadar büyüklükteki ve yaklaşık 10 koklama hücresini ya da alıcısını içeren koklama dokusu, solunan havanın, koku moleküllerini alıcılara taşımasıyla uyarılır. Demek ki koku, koku moleküllerinin, burundaki, söz konusu alıcılara çarpmalarıyla ortaya çıkan bir duyum etkisidir. Koklama duyusu ile beyin arasında bir "ara istasyon" yoktur.
"Koklama dokusu, merkezi sinir sistemini devre dışı bırakan ve dış dünyayla doğrudan ilişki içinde olan biricik yerdir."
Bir parfüm yaratıcısı, uzmanlık dilindeki adıyla bir "Burun", 3.000 farklı koku notasını birbirinden ayırd edebilir. Ayrıca bir burun (bu kişi nadiren bir kadın olur, burunların büyük çoğunluğu erkektir.) insanüstü bir özelliğe sahiptir; onun bir tür koku belleği vardır. Koku kombinasyonlarını tasarlayabilir ve aklında tutabilir.
NOT: Aslında, kadınların koku alma yetisinin erkeklerden daha üstün olduğunu okumuştum bir yerlerde.. Ama nedense burun konusunda daha çok erkek varmış. Biz kadınlar olarak yine ilk adımı atmaya korkmuşuz, halbuki "Kleopatra" dünyadaki tüm kadınların öncüsü olmalıydı.. Ama biz kadınlar cesaret yoksunu yaşıyoruz.. Yazık ediyoruz sanki :)
15 Ocak 2014 Çarşamba
"Koklama Duyusu" derken?
Koklama duyusunun, insanın hayvansı duyusu olarak görülmesi boşuna değildir. Yani keskin cinsellik kokusuna, eskiden beri afrodizyak gözüyle bakılmış.. Amerikalı cinsellik araştırmacıları Master&Johnson, frijidlik ve iktidarsızlık tedavisi gören hastaların %80'inin koklama duyularında da rahatsızlık olduğunu öne sürmüşler vakt-i zamanında.
Yani, burnumuzun, koku alma yeteneğimizin ve parfüm aşkımızın kıymetini bilelim, zira çok önemli imiş :)
Bize deli diyenler utanmalı ;)
Etiketler:
Afrodizyak,
aşk,
burun,
koku,
New York,
Parfüm,
Ralph Lauren
14 Ocak 2014 Salı
Parfüm, cennetten bir soluktur.. >Victor Hugo<
Parfüm ile tanışmak..
1370 yılında, kokulu yağlardan ve alkolden üretilen Eau d'Hongrie, "Macaristan suyu" adındaki ilk modern parfüm, klasik bir afrodizyak olarak parfüm destanındaki yerini aldı. Bileşiminde "lavanta yağı ve biberiye" bulunan bu madde, bir keşiş tarafından, Macaristan'ın yaşlanmakta olan Kraliçesi Elisabeth için, söylentiye göre, güzelliğini sonsuza dek koruyacağı güvencesi ile üretilmişti. Böylece 72 yaşındaki Kraliçe, Polonya Kralı'nı hemen baştan çıkarmış olmalı... :)
Bir Sissi değil ama sonuçta kadın, parfümün ilham kaynağı sayılır. Ne kadar teşekkür etsek az bence :)
Etiketler:
Afrodizyak,
Elisabeth,
Macaristan,
Parfüm,
Victor Hugo
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


