16. Yüzyılda soylu kadınlar arasında, olağanüstü biçimlendirilmiş doğu kökenli bir koku verici olan "Pomander" çok modaydı. Genelde altından yapılan bu kap tam bir portakal görünümündeydi, yukarıdan açılıyor ve altı adet koku haznesi vardı. Bu bölmelerin her birinde ayrı bir koku maddesi bulunuyordu. Bahçe toprağından topakçıklara "gülsuyu, amber, misk, tarçın ve kafirun" emdiriliyordu. Böylece "Pomander" salgınlardan korumakla kalmıyor aynı zamanda etrafa hoş kokular saçmayı da güvenceliyordu.
16. ve 17. yüzyıllardan Pomander örnekleri;
Hafif, uçucu kokuları tercih eden Fransız parfümcülüğü, güçlü Floransalı takviyesi ile italyanlaştırılmıştı. Giysilerin deri bölümlerini ve aksesuarı özellikle güçlü bir biçimde parfümlendirme şeklindeki İtalyan modası, ağır esansların kullanılmasında cömert davranıyordu.
Yelpazeler ve dantelli mendiller son derece ağır kokan aksesuarlar oldular. Madame de Sévigné'nin mektup kağıtlarının bile yoğun bir koku yaydığı bilinir.
Ancak bu yeni ağır koku eğilimi sadece modadan kaynaklanmıyordu; aynı zamanda Paris'in kokusuna karşı rakipsiz tek çareydi...
Paris'te her an balçığa basılabilirdi, çağdaşları bu kenti "lağım çukurlarının anfitiyatrosu" diye tanımlıyorlardı. İnsan nereye giderse gitsin, iğrenç koku dalgaları acımasızca yüzüne çarpıyordu. Kentin ileri gelenlerinin bulundukları mekanlar da kesinlikle bu durumun dışında değillerdi.
Not: Bu konu başlığını 3 bölüm olarak yazacağım.
Bu arada doğum günümde bana "Pomander" alabilirsiniz : )



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder